|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Kendi kendime konuşuyorum bu günlerde. Aslında birine içimi açarken de öyle. Değişmiyor. Üstüne gitmiyorum, üstelemiyorum, iz yapmışlar düzelmeyenlerimdir bunu biliyorum. Birçok şey değişti uzun, uzun zamanlardan sonra. Bunu inkar etmeye kimsenin gücü yetmez, haddimi artık istesem de aşamıyorum! Değişen saç rengim, değişen duvarlarımın rengi, değişen espiri bazından tutunda, feci iğrençleşebiliyorum da. Denemesi bedava! Espiri bazı, istasyon bazı olabiliyor mesela. Nasılım ama? Sonra gelişen kararlarım var. Değiştiremediklerimi en başından söylemiştim. Yoksa siz bana ‘’ bir şey değişmemiş hadi be!’’ mi dediniz?
Aynaya daha uzun bakıyorum artık. Güzel bir hatun değildim halbuki. E peki artık güzel miyim? ‘’Güzellik içimizde’’ diyerek herkes den duymaya alışık olduğumuza bir de ben limon sıkayım isterim. Suç benim değil. Bu da sizin duymaya alışık olduğunuz, değiştiremediklerinizden efendim! Ben aynaya bakıyorum, aynamdakiler bana. Gördüklerimi anlatmak isterim. Abartılacak bir durum yok. Fakat içimden bir ses gördüklerin karşısında ‘’panik yapmalısın’’ diyor. Bir kadın yüzü yok. Hem zehr-i'n, hem şehrin, hem şeklin fotoğrafı var karşımda, başkasını görebilme şansım yok.
Bu bir anı fotoğrafı! Saçları sarıya çalıyor, rujunun rengi maviye, kırmızı tırnakları etken. Anlaşıldığı üzere dudağının mavisi de edilgen… Her şey olurunda belki ama, bir hareket çeksem ikisini de tepetaklak etsem. Ben başka, gördüklerim çok başka. Bu ve bunun gibi durumlar çok celallendirmiyor, sarsmıyor, telaşa sokmuyor. Beni uyaran, adıma uyduran kim varsa ben sadece onlara beni gıdıklamadıkları için gülüyorum.
Bakın bu da değişmiyor. Bu bir vebal mi? Yoksa mutluluk namına döndüğüm keskin bir viraj mı? Hangisini istersem… İçim içimi yiyor olabilir, ama bu içlilik beni bitiremiyor. Bir cennet mahallesi belki bir cehennem çekilmezi hesabı. Hani derim ya derin bir mecra diye. Anlatsam inanmazsınız. Mutsuzluk namına kurulmuş nasıl bir rahatlıktır ki bu böyle anlatamam, anlatamam. Gevşedi bakın yine vücudum…
Bir yazının kelime bolluğu, cümle yoksulluğu. Çoğu yazılar kimsesiz, belki çok benli. Bunun gerçeğini kendime, yalanını kaçabildiklerime itiraf etmek maksatlı bebek işi oyunlara gerek duymaya da gereğim yok. Elime bıçağı alıp, portakalı soymak, başucuna koymak, bir değil, birçok yalan uydurmakta elzem değil. Bunu hayat felsefesi haline getirmiş biri için…
Uykuya daldığımda mahmur, daldığımda çok masum, horladığımda komik, uyandığımda şekil a’dır, tarifsiz. Bazen savaş, bazen seviş, bazen barış. Bu taraflarımı aynadaki o şeklin ve zehrin fotoğrafında gördüm beğendim aldım. Şimdi en sade hallerimi saklıyor ve sakınıyorum. İçimin sol kapağının ardına yastık altı yapıyorum. Kötü zamanlarımda çıkarıp, beni ayakta tutabilmesi adına kötü günleri düşünüyorum. Artık günlerim uzun… Çünkü eskime nazaran içime abanmalar bana çok yakın. Şimdi 1’e kadar sayıyor ve kendime soruyorum;
Ben, beni durduramadı mı hiç? Tutamadı mı kolundan? Anlamadı mı ben beni? Anlamazdan mı geldi? Benin içinde benden ibaret bir kaç ait hayat varken, değişmez bu şekil, bu endam. Ellerimi açtığım, başımı göğe kaldırıp baktığım her yer bana çıkıyor. Bu bakış çok mu sonsuz, yoksa kolay mı bu görüntünün açılımı? Bu 4 duvar mı? Yoksa 4 bakışlık farkındalığım mı?
1’e kadar sayıyorum. Kısa sürede cevapları bekliyorum…
Bu ve diğer yazıların tüm hakları Yeşim COŞKUN'a aittir. İzinsiz kullanılamaz.
|
|
Bu yazı 2319 kez okunmuş
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
hangimiz kendi kendimize konuşmuyoruz ki galiba bu bir tür yardım çığlığı içimizdeki sesler...
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
aynaya uzun uzun bakın... güzelliklerinizin farkına varın... yazınızı okuyunca, değerli bir insan olduğunuzu ve bunları söylemeyi düşündürdü bana...
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
bu soruları hemen hepimiz soruyoruz da yanıtları duymak istiyormuyuz acaba?
|
|
|
|
|
| 1 |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|