|
|
|
|
Üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkede... Birileri bizden önce kıyameti haber almış olmalı... Bizden habersiz, kendi aralarında “kıyameti haber alanlar kulübü” kurmuş olmalı birileri... Rivayette geçtiği üzere, kıyamet kopacaksa eğer, bir gemiye her türden ve cinsten birileri alınmalı... Ki... Kıyamet olup bittikten sonra, türler varlıklarını devam ettirsin... Ne var ki, başka birileri de bu durumdan haberdar olmuştur. Ve, “siz misiniz bize haber vermeden ‘Nuh’un Gemisi’ni inşaa edip, doluşanlar” diyerek, gemiye bilet alanları teker teker toplamaya başlamıştır... Liste aynen şöyledir... Mafya babaları... Askerler... Doktorlar... Avukatlar... Yazarlar... Sanatçılar... Gazeteciler... Siyasetçiler... Emniyet Amirleri... İş adamları... Oyuncular... Transeksüeller... Güzellik Kraliçeleri... İlk bakışta, üç tarafı denizlerle çevrili bir çoğrafyada, kıyamet koptuktan sonra yeni bir hayat ve yeni bir ülke kurmak için yeterli görünüyor... Hatta, eğer destandan yola çıkılarak bakılırsa... Bu kadarı fazla bile... Destanda, Türkler’in bir hileyle düşmana yenildikleri ve Türkler’den kimsenin sağ kalmadığı anlatılır. Sağ kalanlardan Kayı ve Tokuz’un, yanlarına karılarını alıp, düşmanların bulamayacağı, dağlar arasında bir yere yerleştikleri ve burada yeni bir hayat kurdukları, dört yüz yıl sonra ikisinden olan soyların dağlar arasından çıkıp, dünyanın üçte birine sahip oldukları anlatılır... Destandır en nihayetinde... Abartılarla örülü hikayeleme tekniğiyle kurulmasını yadırgamamak lazım... Dağlar arasında, düşmanın ulaşamadığı yerin adı; Ergenekon’dur... Kıyameti bizden önce haber alıp, kendi aralarında Nuh’un Gemisi’ni inşa edenlerin, bir araya geldiği klübün adı da ‘Ergenekon’dur... Bunları neden mi anlatıyorum...? Burdan sıkı bir sinema filmi çıkar diye düşünüyorum... Ne var ki...! İşin ucunda, Nuh’un Gemisi’ne hazırlık yapanların, boyladığı yeri boylamak da var... Ne var ki...! Sanatçı da bunun için var... Kimsenin cesaret edemediğine cesaret etmek için... Russel, “felsefe, cahil insanlara bilmedikleri şeyleri öğretmek için değil... Kendini bilge zanneden insanlara, zannettikleri kadar bilge olmadıklarını göstermek için vardır” diyor... Ben de sanatın, cahil çoğunluğa bir şeyler anlatmaktan önce, kendini üstün zanneden birilerine, zannettikleri kadar üstün olmadıklarını göstermek gibi temel bir işlevi olduğunu düşünüyorum... Ne var ki...!!!
Ulaş Ak
|
|
Bu yazı 18706 kez okunmuş
|
|
|
|