|
|
|
|
Ah be adam, neden çaldın ki kapımı seneler sonra… Neden çıktın karşıma? Tam da unuttuğuma kendimi inandırmışken… Meğer nasıl da kandırmışım kendimi… Unutmamış, unutamamışım… Nasıl da taze kalmış kalbimdeki sen… Kimseler örtememiş ki seni… Bilememişim ki…
Ah be adam, gecenin dördünde mi çalacaktın kapımı… Ummadığım anda… Uyku mahmurluğundayken, kapımda… Karşımda bir çift yeşil göz… “Geldim”, diyor. “Bak çaldım kapını 3 sene sonra, sana söz vermiştim ya, tuttum işte…” Tabii cebinde acılar, arkanda gözyaşlarıyla… Oysa bir di acı, iki olmuş onca sene sonra… Evlenmişsin benden ayrılınca, hem de sadece 2 hafta sonra, nasıl olduysa, o da ayrı bir muamma… Bir de kızın olmuş, gözleri de aynı benimkiler gibiymiş, sen öyle söyleyip, kendini öyle inandırmış olsan da… Çok sevmişsin, çok bakmışsın gözlerime, ben yanında olmadığım anlarda… Resimlerim avutmuş yokluğumda… Hatta çok sevdiğin parfümümü de alıp saklamışsın… 3 sene boyunca her gün uzun uzun koklamış, tazelemişsin aşkımızı… Koklamış ağlamışsın… Koklamış özlemişsin, kahrolmuşsun kolunda başka kadınla… Şimdi ise, karşımda o aşık olduğun gözlerime bakıp, seni, ikinci kadını ve bir de üçüncü küçük kadını kabullenmemi beklersin, affet dersin, gözlerimin içine baka baka…
Ah be adam, neler söylersin böyle bana… Rüyada mıyım, neyim hala… Tanrı dualarımı nasıl da kabul etti sonunda… Her gece, son bir kez daha koklayıp seni, son bir kez daha hissedeyim tenini derken… Yıllar sonra, kollarımda… Bu nasıl bir sevgililer günü hediyesi bana, 3 yıl aradan sonra… Nasıl da şok yaşattın bana… Neden yaşattın? Tam da başka bir aşka yelken açmışken, neden karıştırdın aklımı, yine, yeniden, o güzel, o yeşil gözler karşımda… Ah o bakmaya doyamadığım gözler… Sen dersin bana, ah o güzel gözler… Ben derim sana, ah o yeşil gözler… Aklımı alan, yerine de hala koyamayan o zalim gözler… Burada, yanı başımda…
Ah be adam, neden geldin bana… Ardında onca dertle, neden çaldın kapımı, yıllar sonra… Söyle bana… Bir gece dilerken seni, bir haftadır koynumda, kollarımda, göz yaşlarımda… Rüya gibi… Yoksa rüya mı, yaşanan onca hatıra... Olmamalı, olamaz da… Şimdi sıra, kavuşmayı anlatmakta… İşte en zoru da burada… Dinle beni can kulağıyla…
Geldin bana, sarıldık, gülümsedik, sarıldık, ağladık yana yana, içtik, güldük, seviştik, sustuk, bakıştık, gözlerimizi kaçırdık, zorla… Sustuk, uyuduk, ağlayarak uyandık, yine sustuk, yine uyuduk, titreyerek uyandık… Sevdik, hatırladık, unuttuk, seviştik yine, sevişemedik de… Dokunduk, dokunmaya kıyamadık… Bizdik, hiçtik… Neydik… Bak ne olduk… Bizdik hala… Daha da çoğaldık… Ben, sen ve o, olduk… Biz, siz ve onlar, olamadılar… Hepler , hiçler ve yoklar… Bizim gibi olamaz yaşadığımız o yalan aşklar…
Ah be adam, şimdi sana son sözüm bunlar… Çaldığın kapıdan çık ve git derhal… Göz yaşlarımı, ahlarımı, aşklarımı, yalanlarımı al da git… Beni yine içine, o güzel kalbine al da git… Seneler sonra özgür bir adam olarak gel karşıma, ama şimdi lütfen git… Bir daha ki sefere seni sevmek üzere, göz yaşlarımı yüzüne sürüp, kokumla beraber, diğer kadınlarına çekip git… Beni hasretine boğup, kahredip, incitip, kalbimi dağlayıp, git… Sen hep git be adam… Ama bir gün ömür boyu gelmek üzere şimdilik sadece git… Yine bana döneceksen git… Gözlerimde son resim sen olacaksan git… Ben hep seni bekleyeceğim, aklın burada kalmadan, hemen git… Git…
Bu yazının Tüm hakları ECE GÜRSEL’E ait olup, izinsiz kullanılamaz.
|
|
Bu yazı 2292 kez okunmuş
|
|
|
|