|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
İlk defa ışık –açık- bu gece! Tüm dağınık detayları gözümün içine sokarcasına -açık- unutmuşum düğmeye basmayı. Dolabımın içinden sarkan atkıyı bugün taktım morarmış boynuma. Dün gece kendimi boğduğumu anlamasınlar diye! Kapağı açık kalmış kolonyanın kokusu boynunu bükmüş parfümümle karıştıkça karışıyor. Genzim yanıyor. Kapıda asılı renkli bornozum. Kolunun biri içeride biri dışarıda. Çekmeceler açık, kırmızı rujlar, rimeller, gözümdeki, yüzümdeki solgunluğu gizleyen her şey çekmecede “üst üste”. Yüzlerce ilaç var en sevdiğim kasetlerin yanında. İlaçların kapakları açık, kasetler kapaksız dışarıda. En iyi uyuşturucularım onlar ama ben bugün “dağınığım”. Mumlar erimiş yapış yapış olmuşlar söndürmeye halim yok! Gazetelerin yarısı yerde yarısı gazetelikte. Alan yok yerden, okuyan yok. Aynam yamuk, resimlerim kaymış. Bir simetri hastası için fazla bunlar. Giydiğim her şey yerde, renkli çoraplarım renkli kazaklarım… Yatak örtüm günlerdir serilmedi layık olduğu yere. Defterlerim aşklarım gibi yamuk yumuk. Kitaplarımla karışmış hepsi. Raflarım bomboş. Posterlerimin bir ucu duvarda bir ucu sarkık! Yok, hayır ben değil, bu gece ruhum dağınık! Günü geçmiş notlarım hala asılı duvarlarda, panoda, orada burada. Güncellenmeyi bekliyorlar beklesinler. Mazeretim var bu gece. Odam dağınık! Önümde 3-5 eski yazım. Temize geçilmeyi diliyorlar. Öyle masum bakıyorlar ki ama mazeretim var. Sandalyeden sarkan ütülü gömleğim can çekişiyor. Hayatı daha net izlememi sağlayan gözlüklerimin camları parmak izinden geçilmiyor. Silmek de içimden gelmiyor. Telefonum çalıyor. Açmıyorum sözlerimi toplasam açacağım. Ama bu gece dağınığım. Tüylerini döktüğü için bağırdığım köpeğim bile girmiyor odama. Bitmiş bir peçete poşeti. Muhtemelen dün gece ağlarken silmiştim gözlerimi. Bir kaç şarap satın alındığını belgeleyen fişler öylece, cepten çıktığı gibi büzüş büzüş masamda. Bitmiş piller, kullanılmış sayfalar, tükenmiş kalemler… Her şey ama her şey masamda… Odada… Hepsi benim gibi dağınık. Duvarımda asılı gitarım toz tutmuş, bir dokunsam teline göz gözü görmez toz siner elime! Öylesine şaşkın orada. Tozlu bir şarkı çalıyor içten içe. Bugün giydiğim ayakkabılarım bile yerde öylece. Ve pembe pufuduk terliklerim! Biri ters biri düz, saçma sapan kokuyorlar. Kimi ödenmiş kimi günlerdir ödenmeyi bekleyen faturalarım sinirimi bozmak istercesine 6 sıfırlarını gösteriyorlar bana. Gözümün ucunu bile değdirmeyeceğim bir kaç gün daha! Yol, su, elektrik beni affetsin dağınığım bu gece… Bir kaç gündür yeniden hayatıma tecavüz eden eski aşklarım, eski dostlarım, hatta yeni aşklarım, yeni arkadaşlarımın adları görünüyor telefonumun ekranında. Açmayacağım yine. Çoraplarımı kaldıramadım yerden daha, sözlerimi nasıl toplayacağım? Açmayacağım işte açmayacağım. Kaloriferi de çalıştırmayacağım. Üşüyorum çok… Yorganımın altında elimde rengi solmuş ucu bitti bitecek kalemim, bakkal defteri gibi defterim yazıyorum yine. Yastığımda saçlarım, içimde kocaman “kırmızı” bir kazak. “Kahverengi” tüylenmiş hırkam. Yorganıma göre uzatamadığım ayaklarım bana sırıtıyor “kırmızı” çoraplarımla. Kulağımda Walkman’im… Odada ki tek anlamlı, tek özel şey çalan bu şarkı. Üstelik yalnızım. Perdelerim açık. Kapatmakta istemiyorum. Özlediğimden mi bir şeyleri, isyan mı bu umarsızlık? Işığımda hala sonuna kadar açık. Görsünler dağınıklığımı, görsünler rüküşlüğümü… Ellerim kalem karasıyla dolu. Beyaz ojelerimin kimisi çıkmış kimisi duruyor. Makyajım akmış, saçlarım odamla uyumlu… Dağınık! Köpeğim hala uyanık. Tek bir şarkıyı başa alıp alıp duruyorum. Tüm kaseti dinlemeyecek kadar yerimde sayıyorum bu gece. Biraz yorgunum, biraz karışık… Hayatımı toplayamayacak kadar da DAĞINIK!
|
|
Bu yazı 2822 kez okunmuş
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|