|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
İnsan zamanla sevmeye de alışıyormuş… Oysa aşk, ilk görüşte değil miydi? Hep bunu savunmamış mıydım ben? Hep dememiş miydim ilk bakışta seversen seversin, sonrası yalan… Değilmiş işte… Yanıldım… İlk görüş, ikinci bakış, üçüncü, dördüncü derken, bir bakmışım aşk çalmış kapıyı… Yine imkansız belki… Ben hep imkansız olanı sevmedim mi? Ama bu son olsa keşke… Son aşk, son dokunuş olsa kalbime… Keşke… Bu keşkeler değil mi, yıllardır beni ayakta tutan…
Biliyorum, zor kadınım ben… Zorum işte… Hayata karşı dışardan görünen dik duruşum maske belki, yorgunum… Kolay değil yaşananlar… Acılar, sancılar… Zor… Ama zoru da severim ben… İtinayla onu bulurum… Buldum mu bırakmam… Hadi bir şekilde bırakabildim, bu sefer o beni bırakmaz… İz bırakırım aşkı yaşarken, yaşatırken… Fırtınalar estiririm kalpte… Kalp çok üşür bensiz…
Karşımdaki benimle aşkı en uçlarda yaşar… Şaşırtırım… Beklemez benden bu kadar büyük sevgiyi… O da sevgim karşısında yenilmez, karşılık verir. Onun için de nefes almak ben olurum… Nefessiz, yani bensiz kalmaya cesaret edemez… “Ben aşık olmam liseli aşıklar gibi” diyen o zor adam, bir bakar ki benimle bulur kendini, ummadığı bir anda… Aşk bu sefer habersiz gelmiştir ikimize de… Hızlıca…
Karşılığında o da çok değer verir, hatta sever belki ama belli etmez… Çünkü bilir sevilecek kadını, alnı öpülecek, eli öpülecek, baş tacı yapılacak kadını, çok iyi tanır… Çünkü bilir, o kadının yalanı olmadığını, zarar gelmeyeceğini, ruhunun temizliğini, ondan iyi bilir…
Görür aşkın karşısında taş gibi sessiz, asil duruşunu, onu kırmayacağını bilir, o masum kadını kırmalarına rağmen… Adam yine bilir, kadının onu çok seveceğini, karşılıksız, çıkarsız… Dünyaları onun için yıkacağını bilir, ama bilmezden gelir, susar, kadını da susturur…
Kadın zaten hep susar… Küser belki ona, liseli aşıklar gibi… O zaman gelip gönlünü alır, aşktan kaçan o zor adam… Sakinliği yorar kadını zaman zaman, kadın çok kızar içten içe… Anlar kızdığını, “bir daha seni görmeyeceğim, sen alışkanlık yapıyorsun! ” diyen adam… Gelir kadının yanına usulca, hafif çakır, sağ gözü kısılmış, kadının gözlerine bakar anlık… Bakar, hep bir şeyler arar kadının yüzünde, gözlerinde, yalan arar, güvenmez, kimselere güvenmediği gibi…
Oysa o an kadın, onun gözlerinde, elleri ellerinde, dinlenir… Huzur içindedir, o farkında bile değildir. Aramaya devam eder… Ama bulamaz, bulduğu gördüğü sadece aşktır… Çıkarsız aşk…
Korkar, aşktan canı yanan adam, susar, sarılır kadına, sıkıca… Korkar alışmaktan, kaçmak ister, oradan… Canı yanmıştır zamanında çokça… Ama ten çoktan alışmıştır… Can farkında olmadan, yine yanmıştır… Ve şimdi, kadın onun yatağının sol tarafında, sırtı ona dönük, ona ait olan ve hep orada kalacak olan yumuşak yastığında, sırtında sevdiği adamın kalp atışlarıyla uykuya dalar… Gün artık hep onunla ayar… Aşk adamın kollarında, öylece yatar... Adam kadınının güzel saçlarını okşar… Artık kaçmak istese de kaçamaz… Kendini aşkıyla beraber aşka bırakır… Ummadığı anda… Hızlıca…
Bu yazının Tüm hakları ECE GÜRSEL’E ait olup, izinsiz kullanılamaz.
|
|
Bu yazı 16102 kez okunmuş
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Ve şimdi, kadın onun yatağının sol tarafında, sırtı ona dönük, ona ait olan ve hep orada kalacak olan yumuşak yastığında, sırtında sevdiği adamın kalp atışlarıyla uykuya dalar… Gün artık hep onunla ayar…
İşte bu güven için yaşıyoruz biz tüm kadınlar... bu kadar basit, bu kadar sade... ama ona ulaşmak çok karmaşık. yüreğinize sağlık, çok çok içe işleyen bir yazı olmuş...
|
|
|
|
|
| 1 |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|